The Magnificent Seven

8

The Magnificent Seven, bu senenin merakla beklenen filmlerinden diye lanse edilen eserlerden birisi. Ama sinemaya biraz  meraklı olanlar için durum hiç de öyle değildi. O yüzden filmin çıkış hikayesinden söz etmek için biraz gerilere, 1954’e gidelim istiyorum. Bu kadar geriye gidince göz atılacak film sayısı 3’e çıktığı için spoiler konusunda hiçbir garanti vermediğimi notlarıma eklemek isterim. 🙂

Sinemanın efsane isimlerinden birisi olan Akira Kurosawa bu noktada devreye giriyor. 1954 yılında Japonya’da çekilen Shichinin no samurai adından oldukça söz ettirmeyi başaran filmlerden birisiydi. Özellikle Hollywood sinemasının günümüzdeki kadar olmasa da dünyayı kasıp kavurduğu zamanlardı yine. Böyle bir tekelin içinden sıyrılmak zaten başlı başına bir başarı mevzusuyken bu başarının taklide değer bulunması da ayrı bir konu tabii ki. 

Başta Kurosawa'nın has oyuncusu Toshirō Mifune olmak üzere Seven Samurai kadrosu
Başta Kurosawa’nın has oyuncusu Toshirō Mifune olmak üzere Seven Samurai kadrosu

 

Shichinin no samurai’den biraz bahsedip asıl konumuz olan The Magnificent Seven’e geçmek istiyorum. Savaşla, silahla hiç işleri olmamış bir grup köylü sürekli olarak eşkiya diyebileceğimiz samurayların saldırılarına uğrarlar ve bu durum çekilmez bir hal alınca başkalarından yardım istemeye karar verirler. Köylülerden birinin hasbelkader denk geldiği bir ronine (efendisiz samuray) durumu anlatır ve kendilerine yardımcı olması için yalvarır. Ronin Takashi Shimura, 6 tane daha samuray bulur ve kendilerine saldıracak 40 kişi için köylüyü de eğiterek saldırıyı başarılı bir şekilde püskürtür. Şimdi mevzuyu 4-5 satırda özetleyince “Ne var yani? Bence gayet sıradan bir senaryo bu.” diyenler mutlaka olacaktır. O yüzden filmin siyah-beyaz olmasına bakmadan mutlaka izlemenizi öneriyorum. O dövüş koreografileri, katanaların dansı, oyuncuların üzerindeki fünyeleri patlatıp “tamam, kötü adam öldü” oldu bittisine hiç benzemiyor. Emin olun apayrı bir havası var. O yüzden Akira Kurosawa’yı bir kez daha yad etmek boynumuzun borcu.

 

The Magnificent Seven (1960)

 

Filmin orijininden bahsettikten sonra ufaktan Hollywood kopyalarına bakalım isterseniz. Shichinin no samurai’den sonra Amerikalılar bu başarı karşısında kayıtsız kalmaz ve başarılı ne kadar oyuncuları varsa kadrosuna katarak 6 yıl sonra, 1960 yılında The Magnificent Seven diye bir filmi gösterime sokarlar.  Yul BrynnerSteve McQueenCharles Bronson gibi yıldızlarla filmin Western versiyonunda boy gösterir. Köylülerin çiftçilerin geçtiği filmin konusu ise orijinal versiyona paralel olarak ilerlemekte. The Magnificent Seven izlenmeye değer bir yapım olarak karşımıza çıksa da birçok sinemasever Shichinin no samurai’nin daha başarılı olduğu konusunda hemfikirdir.

Bu duruma Hollywood yapımcıları oldukça içerlemiş olacaklar ki orjinalinden 60 yıl sonra, “Bu sefer olacak ağbi!” diyerek yeni bir The Magnificent Seven filmi çektiler.  Bu sefer de Denzel WashingtonChris PrattEthan Hawke gibi oldukça önemli isimler filmde yer aldı.

 

The Magnificent Seven 2016
The Magnificent Seven 2016

 

Bu sefer eşkıya rolünde bir tüccarı gördüğümüz film biraz kapitalin acı yumruğunu gösterirken, dönemin (1870’lı yıllar) çarpık adalet sistemini de sos olarak eklemeyi unutmaz. Kasabalının topraklarını, değerlerinin oldukça altında satın almak isteyen bir iş adamının bir kiliseyi bastıktan sonra kan döküp, kiliseyi ateşe vererek yaptığı duyuru kasabalı için bardağı taşıran son damladır. Aslında son damla, Emma Cullen’ın (Haley Bennett, acayip güzel kadın. Öyle böyle değil. Öhm öhm) öldürülen kocasından sonra aldığı karardır. Emma, kasabaya aranan bir suçlunun infazı için gelen bir subay olan Chisolm’la tanışmasından sonra durumu ona anlatır ve Chisolm, durumu analiz ederek kendine yol arkadaşı aramaya başlar. Ve beklendiği üzere 6 kişiyi daha bularak kendilerine saldırmaları beklenen 200 fedai için kasaba halkını eğiterek planlı bir şekilde savunma hattını kurar.

Film de bu yol hikayelerinin ve oldukça iyi kotarılmış saldırı sahnelerinden oluşuyor. Filmin yeniden yapımı, kalitesi namına kötü hiçbir şeye sebep olmamış dersek yanılmış olmayız. Her ne kadar Chris Pratt’in her şeyi dalgaya alan rolü dolayısıyla biraz gözüme batsa da bundan hoşlanacak birçok insan tanıyorum. Bir yerde tercih meselesi sanırım. Ama yine de film için vakit kaybı demek büyük haksızlık olur. Sizin de vaktiniz olursa mutlaka izlemenizi öneririm. Hatta bir hafta sonuna denk gelirse Shichinin no samurai’de mutlaka izleyin derim.

Bir başka yazıda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakınız.